Prof.Dr. Ahmad Gashamoghlu ile röportaj

Batı'nın dünyaya hâkim olma ilgisi yatmaktadır

Prof.Dr. Ahmad Gashamoghlu ile röportaj
Bu içerik 223 kez okundu.
Advert

Batı'nın dünyaya hâkim olma ilgisi yatmaktadır

Planlarını sadece Ermenilerle uygulayamayan Batılı ülkeler, diğer etnik grupları oyuna çekmek için hala çeşitli oyunlar oynuyorlar. Son yüz yılın tüm bu soykırımlarının temelinde, Batı'nın dünyaya hâkim olma ilgisi yatmaktadır.
Ahenk yolu projesi Fikir babası Prof.Dr. Ahmad Gashamoghlu, Editörümüz Hakan Dikmen’in sorularını yanıtladı

Hocamızı biz çok iyi tanıyoruz, ama tanımayanlar için biraz kendinizden bahseder misiniz?
Öncelikle röportaj için teşekkür ederim. Nahcivan’da doğdum. Bakü Devlet Üniversitesi Matematik Fakültesinden mezun oldum. Moskova'daki SSCB Bilimler Akademisi'nde doktora okudum. Sovyetler Birliği'nde matematiğin sosyolojiye uygulanması üzerine doktora tezi yazan ilk insanlardan biriydim. 1980'lerde Bakü'ye döndükten sonra Azerbaycan'da sosyolojinin gelişmesi için çalıştım. Bilimsel Araştırma Merkezleri kurdum, 1992-97 yıllarında Azerbaycan Parlamentosunda ilk defa Bilimsel Araştırma Enstitüsü kurdum ve başkanı oldum. Daha sonra Azerbaycan Bilimler Akademisi'nde çalışmaya devam ettim. Sonunda sizin okuyucuların da aşina olduğu yeni bir bilim alanı olan "Ahenk yol" teorisini bilim dünyasına sundum. Bu bilim alanı, zamanımızın büyük bilim adamı, California Üniversitesi profesörü Azerbaycan Türkü L. Zadeh tarafından çok beğenildi ve 2011 yılında bilim dünyasında çok etkili olan BISC dergisinde yayınlandı. Şimdi bu bilim alanı hem batıda hem de Japonya ve Çin gibi doğu ülkelerinde tanınmakta ve yayınlanmaktadır. Bu bilim, ortaçağ Türk kültüründen yararlanarak yaranmış olup, günümüz için de büyük önem arz etmektedir. Uzmanlara göre, bu bilim alanı, yeryüzünde oluşan süreçlerin felsefi açıdan anlaşılmasında, sorunları çözümünde ve Türk dünyasının da kalkınmasında çok etkili olabilir. Ben aynı zamanda şairim. 1980'de Sovyetler Birliği'nde şiir festivalinin birincisi oldum. Şiirlerim Azerbaycan'da geniş şekilde yayınlanmaktadır. Edebiyat alanında 3 uluslararası ödül sahibiyim. Aynı zamanda Azerbaycan'daki üniversitelerde ders veriyorum.
Son yüzyılda Batının Müslümanlara ve Türklere uyguladığı zulüm ve soykırımlar hakkında bizleri bilgilendirir misiniz?
Batı'nın son yüzyıldaki Müslümanlara ve Türklere yönelik soykırımının kökleri Orta Çağ'a kadar uzanmaktadır. Orta Çağ'da İslam dünyasının gelişmesi ve başarılı bir şekilde yayılması, Hıristiyanları rahatsız ederek hem kıskançlık hem de düşmanlık yaratmaktaydı. İslam coğrafyasının gelişmesinde Kur'an-ı Kerim'in potansiyeli ile beraber, Muhammed peygamberin tavsiyeleri ve pozitif bilimlerin gelişmesi de önemli rol oynamıştır. Orta Çağ İslam’ında, özellikle Türk âlimleri felsefe, matematik, astronomi, tıp vb. bilimlerin gelişmesinde büyük başarılar elde ettiler. Aynı zamanda muhteşem bir edebiyat yarandı. Bunlar Müslümanlar ve Türkler tarafından yeni toprakların fethinde önemli rol oynadılar. İlk olarak kiliseler buna tepki gösterdi. Kiliseler, İslam-Türk dünyasının gelişmesine katkıda bulunan pozitif bilimlerle ilgilenmekle beraber, onlara karşı propaganda yapmaya başladılar. 11. yüzyılın sonunda haçlı seferleri başladı. Müslüman âlimlerin faaliyetleri sonucunda pozitif bilimler İspanya'dan Avrupa'ya geçerek Avrupa'da yayılmaya başladı. Avrupalılar pozitif bilimlerin gelişmesinde rasyonel ve pragmatizmi (fırsatçılığı) tercih ettiler. Ahlaki faktörler arka planda kaldı. Sonuç olarak materyalist, intikamcı bir zihniyet oluştu. Batı'da 14. yüzyılda başlayan Rönesans sürecinde Müslüman ve Türk âlemine karşı bir rekabet ve düşmanlık da şekillenmeye başladı. Batı dünyası çok daha güçlü hale geldi. Bilim ve sanayi geliştikçe güçlerini artıran batı ülkeleri, Müslüman dünyası da dâhil olmak üzere diğer ülkeleri işgal etmeye ve sömürgeleştirmeye başladı. Batıda, batılıların dünyanın en uygar, gelişmiş insanlar olduklarına ve diğer uluslara hükmetme hakkına sahip olduklarına dair bencil fikirler ortaya çıktı. Başlıca rakipleri, askeri güçleri ile öne çıkan Türkler ve ahlaki faktörler nedeniyle hızla harekete geçebilen ve ölümden korkmayan tüm İslam dünyasıydı. Bu nedenle sinsi planlarıyla İslam ahlakına ve Türk ordusuna karşı gizli ve açık bir mücadele başlattılar. Birinci Dünya Savaşı'nın arifesinde, Batı'nın tüm askeri ve siyasi güçleri Türkiye'ye karşı birleşmişti. Bu güçler, 19. yüzyılın başlarından beri Ermenileri Türk dünyasına karşı bir araç olarak kullanıyorlar. Başka hiçbir millette bulunmayan Ermenilerin milli psikolojisi ve tarih boyunca izledikleri yol, onların bu tür sinsi süreçlerde kullanılmalarına müsaade etmektedir. Planlarını sadece Ermenilerle uygulayamayan Batılı ülkeler, diğer etnik grupları oyuna çekmek için hala çeşitli
Oyunlar oynuyorlar. Son yüz yılın tüm bu soykırımlarının temelinde, Batı'nın dünyaya hâkim olma ilgisi yatmaktadır.
Dağlık Karabağ sorununda 30 yıl içinde Uluslararası örgütler neden çözüm bulamadı?
Çünkü Dağlık Karabağ sorunu, bir önceki sorunuza cevabımda bahsettiğim politikanın devamı niteliğindedir. Bu uluslararası kuruluşlar, Ermenilerin 19. yüzyılın başlarında, Rusların İran'ı işgal edip Azerbaycan'ı ikiye böldüğü sırada buradaki konumlarını güçlendirmek için Azerbaycan'a getirildiğini çok iyi biliyorlar. Ermenilerin çoğu o dönemde Karabağ'a yerleştirildi. Fakat Kafkasya'da Müslümanların ve Türklerin varlığını hem Batı hem de Ruslar istemiyorlar. Bu toprakları Azerbaycanlıların, Müslümanların ve Türklerin elinden çıkarmak için Ermeni aletlerini kullanıyorlar. Bu nedenle uluslararası kuruluşlar, 30 yıl boyunca Azerbaycanlıları idare ederek psikolojik olarak toprak kaybıyla barışmalarını hedeflemekteydiler. Onlar XX yüzyılda bunu başarmıştılar. Şimdi Ermenistan olarak adlandırılan bölge, en başından beri Azerbaycan'ın tarihi topraklarıdır. Yirminci yüzyılda Ermenistan büyüklüğündeki bu toprak Azerbaycanlılardan alınmış ve Azerbaycanlılar psikolojik olarak bununla barışmaya zorlanmıştır. Batı'nın 44 günlük savaşta ne yaptığına dikkat edin. Başta Fransa olmak üzere devlet başkanları Azerbaycan Cumhurbaşkanını arayarak savaşın durdurulmasını talep etmekteydiler. Azerbaycan cumhurbaşkanı ise bunun için Ermenilerin işgal edilen topraklardan çıkmaları gerektiğini söylüyordu. Fakat Batı, Ermenilere o toprakları terk etmelerini söylemedi. Demek ki, Batı'nın Azerbaycan'dan bir talebi vardı: - Helal toprağınızı Ermenilere verin!
Rusya Federasyonun, Dağlık Karabağ sorununun çözülmesinde hangi katkıları oldu?
Rusya Federasyonu bunu uluslararası ve yerel süreçlerin etkisi altında yaptı. Bir yandan şu anda Batı dünyasının Rusya üzerindeki baskısı artmıştır. Diğer taraftan bağımsız Türki Cumhuriyetlerin ve Rusya'daki Türki halkların milli bilinci gelişmiş ve konumu güçlenmiştir. Türkiye, uluslararası alanda daha önemli bir rol oynamaya başlamıştır. Pek çok akıllı Rus politikacı ve bilim adamı, Rusya ile Türk dünyasının çok önemli bağlarla birbirine bağlı olduğunu anlamaktadır. Her geçen gün daha da karmaşıklaşan ve hassaslaşan toplum, doğal düzenini yeniden yapılandırmaktadır. Şimdi Karabağ ve Azerbaycan'da yaşananlar tüm Türk dünyası, bazı Müslüman ülkeler, dürüst insanlar ve bir takım diğer dünya ülkeleri tarafından eleştirilmekte ve gerilim tırmanmaktadır. Rusya bunu ve Türkiye ile arasındaki önemli ilişkileri hesaba kattı. Türkiye'nin Azerbaycan'a verdiği destek ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile diğer devlet başkanlarının bu konuda yaptığı açıklamalar bu konuda çok önemli rol oynadı. Azerbaycan'da güçlü bir ordunun kurulması, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev'in iradesi, Azerbaycan halkının ve siyasi partilerin ülkenin cumhurbaşkanına desteği ve başarılı diplomatik ilişkiler, Rusya'nın Karabağ konusunda böyle bir pozisyon almasına yol açtı.
Ermenistan insani ateşkesin arkasına gizlenerek Azerbaycan`da gerçekleştirdikleri terör eylemlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu eylemleri, Ermenilerin hala işgal çıkarlarından vazgeçmek istemedikleri anlamına geliyor. Onlar bunu kendi akıllarıyla yapmıyorlar. Ordularının yok edildiğini biliyorlar. Demek ki, arkalarındaki biri onlara umut vermektedir. Birileri hala bu oyunu uzatmak istiyor. Dolayısıyla Azerbaycan'da herkes biliyor ki, savaş bitse de mücadele devam etmektedir. Şimdi sadece Azerbaycan ordusu değil, tüm aydınlar, siyasetçiler, bilim adamları, diplomatlar, gazeteciler - tüm halk bunu dikkate alarak adım atmalıdır. Türkiye'nin öz ve aziz kardeş gibi yanımızda olması ve diğer kardeş halkların desteği, Ermenilerin ve yandaşlarının arzularını yüreklerinde koyacaktır.
Kafkasların sorunlu bölgesi Dağlık Karabağ`da çözüm önerileriniz nelerdir ve sizlerin tutumu nedir?
Şimdi Ermeniler ve destekçileri, Azerbaycan'ın geri aldığı kendi topraklarını geri almak için ellerinden geleni yapmak istiyorlar. Çünkü planları eksik kaldı. Çünkü sadece Karabağ ile yetinmiyorlardı. 44 günlük savaşın başlamasından önce, sık sık yeni topraklar elde etmekten, hatta Bakü’ye işgal etmekten, Türk topraklarını ele geçirmekten ve büyük bir Ermenistan inşa etmekten bahsediyorlardı. Daha önce de söylediğim gibi, Azerbaycan bu mücadeleyi kazandı çünkü halk ülkenin cumhurbaşkanına destek verdi, Türkiye Azerbaycan'ın yanında yer aldı, Azerbaycan’ın güçlü bir ordusu vardı. Azerbaycan'da etnik ve dini çatışma yaratmak mümkün olmadı ve Azerbaycan Türkiye’nin desteği ile başarılı diplomatik ilişkiler kurdu. Pakistan, İsrail, Afganistan, İngiltere ve Bağlantısızlar Hareketi Azerbaycan'ı destekledi. Şimdi Ermeniler ve arkalarında olanlar bu bağları hedef almaya çalışmaktadırlar. Onların mücadelesini engellemeye çalışmalıyız. Öncelikle burada Türk birliği konusuna ciddi bir önem verilmelidir. Şimdi Ermeniler kapalı kapılar arkasında ağlayarak, her türlü çirkin şekiller alarak "Osmanlı devletinin yeniden kurulması", "Turan Birliği'nin kurulması", "yakında Türkiye’nin Ermenistan’ı işgal edeceği" vb. şeylerden bahsederek kendilerinin kurtarılması gerektiğini söylemektedirler. Bu şekilde taraftar toplamaya, para ve askeri destek edinmeye çalışmaktadırlar. Ne yazık ki, yabancı uzmanların uyarılarını dikkate alırsak, Ermenilerin bir takım destek alabildiğini görmekteyiz. Biz Türk halkları, bütün dünyayı inandırmalıyız ki, Türk birliği dünyaya savaş değil Ahenk getirecektir. Bu gerçekten de böyledir. Türk dünyası, dünyaya barış ve güvenlik getirmek için büyük bir manevi potansiyele ve tarihi geleneklere sahiptir. Ben bu konuda ayrı bir makale yazmışım

RÖPORTAJ : Hakan DİKMEN

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
YÜREKLERİMİZE ATEŞ BUKEZ BİTLİS’TE DÜŞTÜ
YÜREKLERİMİZE ATEŞ BUKEZ BİTLİS’TE DÜŞTÜ
Şehitlerimizin emaneti bizimdir
Şehitlerimizin emaneti bizimdir