Çanakkale Şehidinin Son Mektubu
Çanakkale Şehidinin Son Mektubu
Doç. Dr. Süleyman Doğan

Çanakkale Şehidinin Son Mektubu

Bu içerik 522 kez okundu.
Advert

Ne zaman Mart ayı gelip çattığında ve Çanakkale Şehitleri hatırama geldiğinde merhum Mehmet Akif Ersoy’un, “Çanakkale Şehitlerine” şiirinde geçen şu mısraı gayri ihtiyari mırıldanırım:

“Âsım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:

İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.”

Şiirde adı geçen Asımlar Çanakkale’de şehit olmuştur. O Asımlardan biri de Muallim Ethem’dir. Daha önce Çanakkale’de verilen destani savaş vesilesiyle “Bir Çanakkale şehidinin son mektubu” (Ö.Vatan Gazetesi, 21 Mart 2012) ve “Çanakkale şehidi!..” (Türkiye Gazetesi, 18 Mart 2015) başlığıyla aşağıda okuyacağınız ibretlik gerçek yaşam hikayesini yazmıştım. Ancak önemine binaen yine yazmak istiyorum. İşte ibretlik hikayenin mahiyeti:

Muallim Ethem

Muallim İbrahim Ethem, Niğde’nin Hacı Abdullah Köyünden 29 Şubat 1890'de doğmuş ve 19 Nisan 1915’te yirmi beş Çanakkale’de şehit olmuştur. (Birliği: 3. Kolordu, 19. Fırka, Kumandanı: Mustafa Kemal, 57. Alay, 2. Tabur, 6. Bölük). Mektubu yazan ihtiyat zabit (yedek subay) namzedi İbrahim Ethem, İstanbul Hukuk Fakültesi son sınıfta okuyan aynı zamanda Beyazıt Numune Mektebi’nde öğretmendir (1912). Gönüllü olarak katıldığı Çanakkale Savaşı’nda son mektubu yazdıktan bir süre sonra şehit olmuştur. Şehidin annesine yazdığı ibretlik mektup insanın yüreğini sızlatır netliktedir. Mektubu birlikte okuyalım:

Anaya Mektup

“Valideciğim, dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi!

Nasihat-amiz mektubunu, Divrin Ovası gibi güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki armut ağacının sayesinde otururken aldım.

Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu bir kat daha takviye etti.

Okudum, okudukça büyük dersler aldım.

Tekrar okudum.

Şöyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim.

Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım.

Yeşil yeşil ekinlerin rüzgâra mukavemet edemeyerek eğilmesi, bana, annemden gelen mektubu selamlıyor gibi geldi.

Hepsi benden tarafa doğru eğilip kalkıyordu ve beni, annemden mektup geldi diyerek tebrik ediyorlardı.

Gözlerimi biraz sağa çevirdim güzel bir yamacın eteklerindeki muhteşem çam ağaçları kendilerine mahsus bir seda ile beni tebşir ediyorlardı.

Nazarlarımı sola çevirdim gürül gürül akan dere, bana validemden gelen mektuptan dolayı gülüyor, oynuyor, köpürüyordu.

Başımı kaldırdım, gölgesinde istirahat ettiğim ağacın yapraklarına baktım.

Hepsi benim sevincime iştirak ettiğini, yaptıkları rakslarla anlatmak istiyordu.

Diğer bir dalına baktım, güzel bir bülbül, tatlı sedası ile beni teşhir ediyor ve hissiyatıma iştirak ettiğini ince gagalarını açarak göstermek istiyordu.

İşte bu geçen dakikalar anında, hizmet eri:

—Efendim, çayınız, buyurunuz, içiniz, dedi.

—Pekala, dedim. Aldım baktım, sütlü çay...

—Mustafa bu sütü nereden aldın? dedim.

—Efendim, şu derenin kenarında yayıla yayıla giden sürü yok mu?

—Evet, dedim. Evet, ne kadar güzel.

—İşte onun çobanından 10 paraya aldım.

Valideciğim, on paraya yüz dirhem süt, hem de su katılmamış.

Koyundan şimdi sağılmış, aldım ve içtim.

Fakat bu sırada düşünüyorum.

Ben validemin sayesinde onun gönderdiği para ile böyle süt içeyim de, annem içmesin, olur mu?

Şevket neden içmiyor?

Fakat yukarıdaki bülbül bağırıyordu:

“Validen kaderine küssün, ne yapalım.

O da erkek olsaydı, bu çiçeklerden koklayacak, bu sütten içecek, bu ekinlerin secdelerini görecek ve derenin aheste akışını tetkik edecek ve çıkardığı sesleri duyacak idi.”

Şevket merak etmesin, o görür, belki de daha güzellerini görür.

Fakat valideciğim, sen yine müteessir olma.

Ben seni, evet seni mutlaka buralara getireceğim.

Ve şu tabii manzarayı göstereceğim.

Şevket, Hilmi de senin sayende görecektir.

O güzel çayırın koyu yeşil bir tarafında, çamaşır yıkayan askerlerim saf saf dizilmişler.

Gayet güzel sesli biri ezan okuyordu.

Ey Allah’ım, bu ovada onun sesi ne kadar güzeldi.

Bülbül bile sustu, ekinler bile hareketten kesildi, dere bile sesini çıkarmıyordu.

Herkes, her şey, bütün mevcudat onu, o mukaddes sesi dinliyordu...

Ezan bitti.

O dereden ben de bir abdest aldım.

Cemaat ile namazı kıldık.

O güzel yeşil çayırların üzerine diz çöktüm.

Bütün dünyanın dağdağa ve debdebelerini unuttum.

Ellerimi kaldırdım, gözlerimi yukarı diktim, ağzımı açtım ve dedim:

-Ey Türklerin Ulu Tanrısı! Ey Ulu Allah.

Ey şu öten kuşun, şu gezen ve meleyen koyunun, şu secde eden yeşil ekin ve otların, şu heybetli dağların Halikı!

Sen bütün bunları Türklere verdin.

Yine Türklerde bırak. Çünkü böyle güzel yerler, seni takdis eden ve seni ulu tanıyan Türklere mahsustur.

“Ey benim Yarabbim! Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri; ism-i celalini İngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır.

Sen bu şerefli dileği ihsan eyle, ve huzurunda titreyerek, böyle güzel ve sakin bir yerde sana dua eden biz askerlerin süngülerini keskin, düşmanlarını zaten kahrettin ya, bütün bütün mahveyle!” Diyerek bir dua ettim ve kalktım.

Artık benim kadar mes’ut, benim kadar mesrur bir kimse tasavvur edilemezdi.

Dünyanın en güzel yerleri burası imiş.

Yalnız bu memleketlerde düğün olmuyor.

İnşallah düşman asker çıkarır da, bizi de götürürler, bir düğün yaparız, olmaz mı?

Kadir’e mektup yazdım.

Valideciğim, evdeki senet vesaireyi kimselere kat’iyyen vermeyin ve sorarlarsa biz bilmiyoruz deyin.

Çantayı al, sandığa koy.

Ben sana vaktiyle anlatmış idim., bu dünya böyledir.

Valideciğim, çamaşır falan istemem, paralarım duruyor, Allah razı olsun.

Oğlun Hasan Ethem 4 Nisan 1331 (17 Nisan 1915)” Kaynakça: Dr.Mustafa Arıkan, Bir Çanakkale Şehidi ve Mektubunun Başına Gelenler, Mustafa Canbey, Cephede Bir Muallim Şehit Ethem.

Köyümüzün İki Şanlı Şehidi!

Yeri gelmişken Aksaray vilayeti Ortaköy ilçesi Devedamı köyünden bendenizden akrabası, 1915 yılında Çanakkale şehidimiz Seyit Mehmet oğlu Niyazi’yi de (Doğan) rahmetle ve hürmetle yad ediyorum. Bugün İstanbul’da ikamet eden benim ilkokul arkadaşım Niyazi Doğan şehidin ismini alan torunudur. Ayrıca yine köyümüzden 1997 yılında görev yaptığı Diyarbakır da şehit olan Yüzbaşı Bahtiyar Er’e de bu vesileyle gani gani rahmet diliyorum. Her iki şehidimizin namında tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyorum.

Mektupta geçen yer ve isimler!

Şehit Ethem o tarihte 25, annesi Zeynep 41 yaşındadır. Yine mektupta bahsi geçen kardeşi Halit 22 yaşında olup Çanakkale’nin diğer bir cephesinde, kardeşi Hilmi 16 yaşında öğrenci, kardeşi Şevket 10 yaşında öğrenci, sütkardeşi Kadir 24 yaşındadır.

Mektupta bahsi geçen “Divrin”, annesinin doğduğu Niğde’nin bir köyüdür.

Mektupta adı geçen kardeşi Halit (1894)’de ağabey ile birlikte Çanakkale Savaşı’na katılmış, Kitre köyü ilerisinde Zığındere’de yaralanmış, gazi olarak sağ kalmış, 31 yıl Emniyet Teşkilatında çalışmış. Komiser olarak emekli olmuş, 1948 yılında vefa etmiştir.

Bu mektup halen Çanakkale’deki “Abide Müzesi”, “Deniz Müzesi” ve “Milli parklar Müzesi”nde teşhirdedir.

Mektubun Osmanlıca aslı şehit muallim İbrahim Ethem’in adını taşıyan yeğeni Etem Ruhi Üngör’dedir.

Cennet bahçesinden bir bahçe!

Düşman kuvvetlerinden Anzak ve Yeni Zelanda askerleri ailelerine yazdıkları mektuplarda Çanakkale'den "cehennem" diye bahsederken İbrahim Ethem annesine yazdığı mektupta, cepheyi "cennet bahçelerinden bir bahçe" olarak anlatıyor. Savaşın o dehşet anında mektubu yazmış olmasına rağmen dehşetten daha çok ırmaklardan, kırlardan ve koyunlardan söz ediyor. "Valideciğim" diye başladığı mektubunda, savaştaki oğlunun özlemi ile yanıp tutuşan biricik annesinin yüreğine biraz olsun su serpebilmek için bütün edebi gücünü kullanıyor.

Mürekkebine kan karışıyor ancak O, annesini üzen tek bir satır yazmıyor.

Daha sonra diğer askerlere moral motivasyon olması için çoğaltılarak dağıtılan bu mektup, Türk askeriyle düşman askerinin ruh farkını ortaya koyması açısından büyük bir öneme sahip. Çanakkale Savaşı'na gönüllü olarak katılarak büyük bir fedakârlık gösteren Muallim Ethem, 3.Kolordu, 57.Alay, 2.Tabur, 6.Bölük'teydi. Mustafa Kemal Paşa’nın Arıburnu'nda, o meşhur emri verdiği alayın şanlı askeriydi.

Dirileri Yaşatan Şehitlerimiz!

Bütün ideali öğretmen olarak vatanına, milletine bağlı genç nesilleri yetiştirmek olan Ethem, belki de bu idealini ölümüyle gerçekleştirdi. Şahadetiyle geleceğin nesillerine vatan, millet sevgisini göstererek en güzel dersi verdi. Okuyucuyu mektuplar üzerinden savaşın en sıcak anlarına götüren kitap, sebep-sonuç kuruluğu içerisinde Çanakkale'yi anlatan kitaplardan farklı olarak savaşın insani boyutunu ele alıyor.

Çanakkale Savaşı’nın (18 Mart 1915) 106.yıldönümünde bütün şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyor Allah’tan gani gani rahmet diliyorum. Tüm şehitlerimizin ruhu şad olsun.

Çanakkale’yi unutmayalım!.

Çanakkale’yi yaşatan İbrahim Ethem gibi kahramanlarımız değil mi?

 
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500