Türkiye'nin Suriye Politikasının Doğu Akdeniz Jeopolitiğine Yansımaları
Tarık Sülo CEVİZCİ

Türkiye'nin Suriye Politikasının Doğu Akdeniz Jeopolitiğine Yansımaları

Bu içerik 447 kez okundu.
Advert

Türkiye’nin coğrafi konumu, bölgesel ve yerel politikalarını etkilemekte ve şekillendirmektedir. Bu konumdan dolayı Suriye ve Doğu Akdeniz meselelerini birbirinden bağımsız değerlendirmemek gerekir. Suriye'nin de bir Doğu Akdeniz ülkesi olması ile birlikte 193 km. bir sahil şeridinin bulunması ve iki meseleyi birbiri ile bağlamaya yetecek bir olgudur.

Ayrıca Suriye'de 2011 yılından beri cereyan eden sokak hareketleri ve halk ayaklanmaları ile meydana gelen savaş ve doğan otorite boşluğundan yararlanan terör örgütleri ile bölgemizin yeniden kurgulandığı bir dönemde bölgesel ve küresel güçler dikkatlerini bu bölgeye çekmiş ve neredeyse olayların merkezine yerleşmişlerdir.

Suriye ile karasal 911 km sınırı ve Akdeniz üzerinden kıyı şeridi olmanın yanında tarihsel, kültürel ve toplumsal birçok bağı ve sorumluluğu bulunan Türkiye'nin bu olup bitenlere duyarsız ve uzak kalması beklenemezdi. Nitekim Türkiye bu meseleye, etkisi açısından ve ilişkisinden dolayı müdahil olmuş ve olmaya devam etmektedir.

Suriye meselesi, yalnızca Suriyelilerin meselesi olmaktan zamanla çıktı ve başta Türkiye olmak üzere yerel, bölgesel ve küresel güçleri ilgilendirmenin yanında ortaya çıkan ve güçlenen terör yapılarını yakından ilgilendiren bir mesele haline geldi. Bu sebeple Türkiye kendi ulusal güvenliği için güçlü bir şekilde Suriye meselesine müdahil olmuştur.

Türkiye, yerelde ılımlı muhalefetten yana tavır tanınmasından dolayı ve önemli bir ölçüde de sahiplenmesi üzerine Esat ile savaşın bir tarafı olmuştur. Bu sebeple ılımlı muhalefetin dışında başka bir yerel gücün iktidar olmasına sıcak bakmamaktadır. Siyasi tercihinden dolayı Suriye meselesine müdahil olan bölge ve dünya ülkeleri arasında Türkiye en önde yer almaktadır. Çünkü Suriye'de iktidar olacak yapının Türkiye'nin ülke ve enerji güvenliğini çok yakından ilgilendiriyor olmaktadır.

Bu bağlamda Türkiye'nin güney sınırlarında ulusal güvenliğini etkileyen yerel aktörlerin (Esat, PKK, IŞID,...) yerleşmesi ve devletleşmesi enerji ve ticari ilişkilerinin çok yüksek hacimli olduğu Arap dünyası ile karasal bağını kesmiş olacak olması ve doğa Akdeniz deniz hattını abluka altına alması, Türkiye'nin bu yapılara mahkum olmasına neden olacaktır. Bu da Türkiye'nin ulusal ve enerji güvenliğinin ipotek altına alması anlamına gelecektir.

Diğer bir yandan rekabet halinde olduğu Mısır, Iran ve Suudi Arabistan gibi bölgesel güçlerin nüfuz alanı oluşturduğu Suriye'de Türkiye'nin aleyhine güçlenmesi Türkiye'nin arzu edemeyeceği bir gelişmedir. Bölgede dini, mezhepsel ve etnik bir çok yapı üzerinden rekabet içerisinde olan bölgesel güçler Suriye'nin zengin enerji yataklarına ve jeopolitiğine hâkim olmak istemektedir.

Bu minvalde Katar'ın gazını Avrupa'ya Suriye üzerinden ulaştırma isteği, Mısır'ın Doğu Akdeniz'deki enerji yataklarına ortak olması isteği, İran’ın Şii hilali oluşturma projesi ve Arabistan'ın İran ile enerji ve mezhepsel saiklerle kavga içerisine girdiğini göz ardı edemeyiz. Ve en önemlisi Israil'in güvenliği ve geleceği hiç bir şekilde bu olan bitenlerden bağımsız sayamayız.

Küresel ve bölgesel güçlerin varlığı ve rekabeti yanında küresel güçlerin de Suriye meselesine müdahil olması, Türkiye'nin Suriye politikasında önemli parametrelerinden birisidir. Rusya'nın yıllardır nüfuz alanı olan Suriye'yi kaybetmemek için askeri müdahalesi Türkiye'nin Suriye politikasını etkileyen önemli bir etkendir. ABD, Rusya ve Fransa gibi güçlerin Doğa Akdeniz'e savaş gemilerini göndermeleri. Türkiye'nin haklılığını bir kez daha ortaya koymaktadır.

Türkiye ile tarihsel birçok problemi olan Rusya'nın sıcak denizlere inme ve yayma emelini gerçekleştirdiği bir dönemde, Türkiye'nin bu yaşananlara duyarsız kalmasını beklenemezdi. Zira Kara denizde inşa edilen Sivastopol ve Akdeniz'de Tartus limanı ile bu çevrelemenin nihai amacı Türkiye olduğu bilinen bir gerçektir. Nitekim Rusya, Akdeniz'de birçok imtiyaz almış ve iki tane askeri üs kurmuş ve aynı zamanda Suriye'nin petrol yataklarının bölündüğü bölgelerde karasal üsler kurma için girişimler başlattığı bir dönemde Türkiye'nin bu gelişmelere seyirci kalması mümkün değildir.

Rusya'nın, Suriye yönelik ilgisi çok eskilere dayanmaktadır. İlk temasını 1893 yılında Şam'a açtığı elçilik üzerinden kurmuştur. Bu ilişkinin siyasi, askeri ve toplumsal yapıya birçok yansıması olmuştur. Sovyetler Birliği, Baba Esat ile Tartus limanında askeri bir üs kurmak için 1971 yılında anlaşma yapmıştır. Ancak Sovyetler Birliği'nin dağılması üzerine Rus birlikleri geri çekilmiştir. Arap dünyasında başlatan halk ayaklanmaları sonrası Rusya bölgeye geri dönmüştür. Tam olarak 2017 yılında Rus lider Putin, Oğul Esat ile bir anlaşma yaparak Tartus limanındaki askeri deniz üssünü modernize etmek, genişletmek ve 49 yıllığına kullanmak üzere imtiyazlar elde etmiştir.

Tartus deniz üssü, birçok denizaltı, korvet, hücum bot ve savaş gemilerine ev sahipliği yapmaktadır ve son olarak da bakım birimi açarak askeri varlığını güçlendirmiştir. Rusya, ABD başkanı Trump'ın Suriye'den çekilme kararı sonrası Türkiye ile Soçi anlaşması yapmış ve bu anlaşma gereği ortak devriyeler düzenlemektedir. Bu vesile ile Rusya, Suriye'deki askeri varlığını güçlendirmiş ve son olarak Kamışlı'da bir üs kurarak varlığını pekiştirmiştir.

Diğer bir yandan başka bir küresel güç olan ABD, IŞID ile mücadele altında 60 devletin davet edilmesi sonucu ortaya çıkardığı Koalisyon Gücü'nü 2014 yılında ilan etmiştir. Bu tarih itibari ile örgüte karşı birçok saldırıda bulunmuş ve Suriye sahasına asker sokmuştur. Suriye ve Irak'a askeri müdahale Obama yönetimi zamanında başlamış ve Trump döneminde devam edegelmiştir. Ancak bu durumda garip olan şey ABD'nin bir terör örgütünü bitirmek için başka bir terör örgütünü kendine yerel bir partner olarak seçmesidir. Obama yönetimi PKK terör örgütünün Suriye uzantısı YPG terör örgütüne yardımda bulunabilmek için bir paravan örgüt olarak Demokratik Suriye Güçlerini (DSG) kurdurmuştur.

ABD yönetimi hava güçleri yanında IŞİD ile mücadele altında ve DSG'ye yardım maksatlı Suriye’nin kuzey ve güney sahasına asker de konuşlandırmıştır. Ancak Türkiye, bunun bir ayak oyunu olduğunun farkında olup bu olup bitenlere itiraz etmekte ve Trump'tan Suriye'deki askeri varlığını ve YPG'ye desteğini sonlandırmasını istemektedir. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, uzun bir mücadele sonrası Trump'ı bir telefon görüşmesinde ikna ederek Suriye'den askerlerini çekmesine neden olmuştur.

ABD'li generaller Trump'ın Suriye'den çekilme kararını her fırsata sabote ederek çekilmeyi engellemeye çalışmışlardır. Sonuç itibariyle Trump’ı, ABD askeri varlığı Suriye'den belli bir miktarda çekilse de petrol bölgelerini korumak için belli bir miktarda asker bulundurmaya ikna etmişlerdir. Buna ilaveten ABD'li askerler Doğu Akdeniz'e savaş gemilerini de göndererek Suriye'deki askeri varlığını canlı tutmaya çalışmaktadır.

Bir küresel aktör olan ve Türkiye'nin NATO'daki stratejik ortağı ABD'nin terör örgütü PKK uzantısı YPG ile sahada iş tutması, Türkiye'nin Suriye politikasında önemli değişikliklere neden olan bir etken olmuştur. ABD, Türkiye'nin güney sınırlarından başta uca ve Akdeniz'e açılacak bir şekilde terör koridoru kurması ve Kıbrıs'a komşu etmeyi denediği bir dönemde, Türkiye karşı hamleler gerçekleştirerek zaman zaman da Rusya ile ittifaklar yaparak Suriye sahasına da askeri harekâtlar düzenlemiş ve bu projeyi önemli bir ölçüde sekteye uğratmayı başarmıştır ama tehlike henüz geçmiş değildir.

Çok dinamik bir süreç içinde yaşadığımız bu dönemde yerel, bölgesel ve küresel güçler arasında kemikleşmiş bir ittifak olmadığı gibi herkesin herkesle görüşme içerisinde ve kendi planına ikna etme ya da mecbur bırakma arayışı içerisinde olduğu bir zamanda klasik kavramlarla olan bitenleri yorumlayamayız. Türkiye'nin son zamanlarda Rusya ve İran bloku ile görünmesi, Mısır, Güney Kıbrıs Yönetimi, Yunanistan ve ABD'yi bir araya getirmeye yetmiş ve aralarında Türkiye'ye karşı gaz ve elektrik nakil anlaşma yapmalarına neden olan süreci başlatmıştır.

Türkiye'nin üç tarafı denizlerle çevrili olsa da bu stratejik konumunu şimdiye kadar değerlendirdiğini söylemek zor olacaktır. Genellikle Türkiye, rakiplerinin peşinden giden bir politika izlediği görünümü vermektedir. Bunun en son örneğini Doğu Akdeniz'de yapılan Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ve Kıta Sahanlığı ilanında gördük. Türkiye, çevrelendiği ve İskenderun Körfezine hapsedildiği ve Kıbrıs adasının 11 kat alan kaybettiğini anlayınca karşı atakları yapmaya başlamış, 028° D boylamını kıta sahanlığı ilan etmiş ve bu bölgede TPAO'ya araştırma ve sondaj icra etme yetkisi vermiştir. Ayrıca MEB ilanı ve Libya ile deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması yaparak Doğu Akdeniz'de oynanan oyunlara müdahil olmuş ve birçok oyunu bozmuş ve siyasi üstünlük kazanmıştır. Bundan sonra Akdeniz'e kıyısı olan ülkelerle anlaşma sayısını artırmak ve mevcut anlaşmaları koruması gerekmektedir.

Sonuç itibari ile Türkiye'nin, başta Doğu Akdeniz meselesi olmak üzere birçok konu ile ilgili ilişikli bir mesele olduğu bilinci ile bölgemizin yeniden inşa edildiği ve geleceğinin ipotek altına alındığı bir dönemde Suriye’yi göz ardı etmesi, rasyonel bir yaklaşım asla olmayacaktır. Bölgesel ve küresel güçler, Suriye ve Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon enerji kaynakları üzerinde hâkimiyet kurar ve kendi arasında paylaşır iken Türkiye'nin mülteci yükü ve terör tehdidi ile baş başa bırakılması, Türkiye siyaseti için kabul edilecek bir durum olarak değerlendirilemez.

Bu endişe ve kaygılar üzerinden Türkiye'nin Suriye politikası ve Doğu Akdeniz'de petrol arama çalışmalarını anlamlandırabiliriz. Zira baştan beri aktif olduğu Suriye meselesinde ve son dönemlerde kararlı olduğu Doğu Akdeniz meselesinde, Türkiye'nin bu politikalarının genel ülke siyasetine birçok olumlu veya olumsuz yansımaları muhakkak olmaktadır. Bu sürecin iyi yönetilmesi durumunda Türkiye, bölgesel bir güç olma vasfını korumaya devam edecek ve küresel bir aktör olmayı başaracaktır. Aksi takdirde zayıf ve bağımlı bir ülke olmaya mahkûm olacaktır.

 
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
TÜRKMEN LİDERİ SALİHİ'DEN AZERBAYCAN'A DESTEK
TÜRKMEN LİDERİ SALİHİ'DEN AZERBAYCAN'A DESTEK
KIRIM’DA KORONAVİRÜS VAKA SAYISI ARTMAYA DEVAM EDİYOR: 20 YENİ VAKA
KIRIM’DA KORONAVİRÜS VAKA SAYISI ARTMAYA DEVAM EDİYOR: 20 YENİ VAKA